Çocuklarda Dil Gelişimi

dil gelişimi

Bir ailenin hayatındaki en keyifli anlardan biri evdeki çocuğun konuşmaya başlamasıdır herhalde. Çocuklar, küçük ağızlarıyla çıkardıkları yarım sözcüklerle çok tatlıdır gerçekten de. Bu yazıda konuşma sürecinden ve bu süreci desteklemek için neler yapabileceğimizden bahsedeceğim.

Sağlıklı çocuğun dil gelişimi genellikle belli bir sıralamayı izler. Bu sıralama, seslerin çıkarılmaya başlandığı agulama evresi, tek sözcükle birçok şeyin anlatılmaya çalışıldığı tek sözcük evresi (bu dönemde araba ya da düt düt diyen bir çocuğun hareketlerine göre gezmeye gitmek istediği anlaşılabilir), kelimelerin basit bir şekilde birleştirilmesiyle oluşan telgrafik konuşma evresi, artan kelime dağarcığı ve gramer kuralları ile cümlelerin oluştuğu ilk gramer evresidir.

Bu süreci ortalama değerlerle yaşlara göre detaylandırdığımızda, çocukların aşağıdaki tepkileri verdiklerini görürüz.

Doğumdan 3. aya kadar, sese dikkatlerini verirler, sesin geldiği yöne başını çevirirler.

4-7 ay arasında, farklı sesler ile denemeler yaparlar, seslerle oynamaya başlarlar. Örneğin, “ma-ma-ma” “ba-ba-ba” gibi.

8. aydan itibaren, iletişim kurarken işaretler ve sesleri (gu, bıgı gibi) kullanmaya başlarlar. Karşısındakinin dikkatini nesneye çekmek için nesneye dokunur veya eline alıp gösterebilir ya da kendine özgü bir ses çıkararak karşısındakinden bir şey ister.

12. aydan 18. aya kadar değişmekle birlikte, tek bir komutu takip edebilirler. “Bana ver.”, “Masanın üzerinde.” gibi.

12. aydan itibaren, söylenen kelimeleri anlamını bilmeseler de taklit etmeye başlarlar ve ilk kelimeler genelde bu aydan itibaren söylenmeye başlar.

30. aya kadar 2-3 kelimeyi birleştirip basit cümleler kurabilirler. Yine bu aylarda basit sorular sorabilirler ve basit cümleleri, olumsuz cümleye dönüştürebilirler. Örn., “Anne yemek” cümlesi “anne yemek değil”’e dönüşür.

Dil gelişim süreci her ne kadar literatürde belli yaşlarla sınırlanmış olsa da fizyolojik gelişime, genetik faktörlere ve sosyal uyarılmaya bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. O sebeple belki de çocuklarımızı büyütürken dil gelişimi ile ilgili yapacağımız en büyük hata, kitaplardaki dili kazanma yaşlarına bakarak, konuşmaya hazır olmayan çocuğumuzu zorlamak, ona kelimeler söyletmeye çalışmaktır. Çocuklarda öncelikle alıcı dil becerileri gelişmeye başlar. Bu becerinin, ona söylediğiniz kelimeleri anladığını hissettiğinizde, konuştuklarınıza uygun davrandığı ya da işaret ettiğiniz yere baktığı durumlarda kazanıldığını anlayabilirsiniz. Bu süreç aynı zamanda bir depolama sürecidir, çocuklar bu süreçte konuştuklarından çok daha fazlasını anlarlar. Çocuk yeterli olgunluğa eriştikten sonra ikinci aşama olan ifade edici dil süreci başlar. Burada çocuğun konuşmaya başlaması ve çıkarabildiği ölçüde kelimeleri iletişimde kullanması söz konusudur.
Dil gelişimi her ne kadar fizyolojiyle ve genetik faktörlerle ilgili olsa da çevresel uyarılma dil gelişimini hızlandırır. Öğrenme sürecine baktığımızda çocukların heceleyerek değil, doğru kelimeleri duyarak öğrendiklerini görüyoruz. Bebeğinizle doğumundan itibaren sık sık konuşmanız, yaptığınız şeyleri ona anlatmanız (şimdi çoraplarını çıkarıyorum, temiz çoraplar giydireceğim, gibi), ona hikâyeler anlatmanız, şarkı ve tekerlemeler söylemeniz gelişim sürecini olumlu etkileyecektir. Bu uygulamaları yaparken başlangıçta tamamen sizin konuşmanız, onu konuşturmaya çalışmaksızın, onun vereceği yanıtları da sizin organize etmeniz uygun olacaktır (örn. ‘Senin adın ne’ diye sorup bir müddet bekledikten sonra, ‘senin adın Ali’ diye yanıt vermek..).

Dil Gelişimi ve Televizyon
Çocukla sık sık iletişim kurmak, boy hizasında durup, gözlerinin içine bakarak konuşmak, çocuğun çıkardığı sesleri/kelimeleri ona yansıtarak tekrar etmek dil gelişiminde çok önemlidir. Bu noktada, çok fazla televizyon seyreden çocuklar, bu etkileşimli ortamdan uzak kalırlar. Çocuğun ağzından çıkanlara tepki vermeyen televizyon, onun bir süre sonra konuşma denemelerini bırakmasına ve pasifize olmasına sebep olur. Bu bağlamda, olası olumsuz etkilerinden kaçınmak adına, televizyonu 2 yaşına kadar çocuğunuzdan uzak tutmanızı, sonrasında ise yaşı ilerledikçe artırmak suretiyle günde 30-40 dakika ile sınırlamanızı öneririm.